Bismillahirrahmanirrahim
   
 
  gizli dünya devleti
Evet arkadaşlar, çoğu kez duymuşsunuzdur ve en azından son günlerde Lübnan'daki vahşet olaylarından duydunuz. Siyonizm, Siyonistler, Büyük ortadoğu Projesi, Vadedilmiş topraklar.....vb. Peki nedir bunlar? Bunlar bir ütopya mı, yoksa ciddi, planlı, sistemli bir örgüt mü, yoksa bunlar GİZLİ DÜNYA DEVLETİ mi?

Buyrun


GİZLİ DÜNYA DEVLETİ
2. Cihan harbinden sonra BM, Dünya Bankası ve IMF kuruldu. Kuvvet zoruyla Filistin’e bir “İsrail” 
yerleştirildi. Sözde insanlık huzur, barış ve saadete kavuşacaktı. 
Halbuki ne oldu?

1989’da komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasına kadar soğuk harp devam etti. Dünyada ekonomik bakımdan; fakir ülkeler daha fakir, zengin ülkeler daha zengin oldu. Gerek ülkeler arasında, gerekse ülkelerin içinde gelir dağılımları gittikçe bozuldu. Açların, işsizlerin sayısı gittikçe arttı. Milyonlarca insan enflasyon ve pahalılıktan dolayı her geçen gün geçim sıkıntısı ile ızdırap çekti. 
Siyasi bakımdan Filistin, Keşmir, Kore, Vietnam başta olmak üzere sürekli harpler ve silahlı çatışmalar devam etti. İnsanlığın üzerine bir kabus gibi çöken bir devir esnasında Batılılar hep: “Biz insanlığa saadet getireceğiz ama ne yazık ki bir komünizm var, Sovyetler var, soğuk harp var, bundan dolayı hizmetimizi
yapamıyoruz” dediler, dediler, durdular. Nihayet 1989’da komünizm iflas etti ve Sovyetler dağıldı. O günden bu güne kadar altı yıl geçti. 
Bu son dönemde bir yandan ekonomik alanda geri kalmış ülkelerin dış borçları ve bunun için ödedikleri faizler korkunç seviyelere ulaştı. Diğer yandan başta 

Müslüman körfez ülkeleri olmak üzere harpler dolayısıyla bir çok ülkenin ekonomileri büsbütün bozuldu. Siyasi alanda ise, yeryüzüne barış geleceğine tam tersine sıcak çatışmalar gittikçe arttı ve yeryüzünün her yanına yayıldı. 
İran-Irak savaşı çıkartıldı. Körfez savaşı körüklendi, Somali’de yerli halkı ezmek için Somali işgal edildi. Bosna, Çeçenistan ve Azerbaycan’da tarihin görmediği katliamlar yapıldı ve birçok Müslüman ülkeye haksız ambargolar konuldu. Adım adım bütün dünya sömürüldü ve köle haline getirildi. İtaat etmeye
mecbur hale getirildi. Böylece “Yeni Dünya Düzeni” adı altında tek kutuplu bir tahakküm ve sömürü düzeni gerçekleştirilmeye çalışıldı. 
İşte olaylar bütün açıklığıyla gözler önünde cereyan ediyor. Ve insanlığa bir türlü barış, huzur ve saadet gelmiyor.!!!

Bunun gerçek sebebini anlayabilmek için, yeryüzündeki olayların tesadüfen cereyan etmediğini idrak etmek gerekir. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlık üzerinde kendi hakimiyetini kurmak, bütün insanları köle yapmak ve kendine tabi kılmak ve sömürmek isteyen bir gücün varlığını görmek gerekir. Bu gücün 
gayelerini, metotlarını, nasıl çalıştığını bütün dünyayı nasıl avucunun içine almak istediğini ve bunun için asırlardan beri gelişerek bugün artık nasıl organize güç haline geldiğini bilmek gerekir. Bu gücün asırlardan beri olayları kendi gayeleri doğrultusunda planlayan ve planları uygulayan bir güç olduğunu 
idrak etmek gerekir. Bunları görebilmek için de “Bugünkü Dünya Anatomisi” ni tanımak gerekir. Bundan kasıt şudur:

Malum olduğu üzere, insanların hastalıklarını teşhis ve tedavi edebilmek için doktor olmak gerekir. Doktor olabilmek için de öğrenilmesi gereken ilimlerin başında ANATOMİ yani insanın vücut yapısı ilmi gelmektedir. İnsan vücudu dışardan bakıldığı zaman bir deri ile kaplanmıştır. Ancak bu deriyi kaldırıp altına
baktığımız zaman, kemik, adale, damar, sinir sistemi başta olmak üzere vücudun içinde birçok organların çeşitli sistemlerin, çeşitli fonksiyonların cereyan ettiğini görürüz. Alttaki bu yapıyı bilmeden ne teşhis, ne de tedavi olur.

Tıpkı bunun gibi, bugünkü dünya olaylarının doğru bir teşhisini ve buna dayanarak da doğru bir tedavisini yapabilmek için, aynı şekilde “Bugünkü Dünya Anatomisi” ni bilmekte çok büyük hatta kaçınılmaz bir zorunluluk vardır. 

Bugün yeryüzünde herhangi bir kimsenin bir yerden bir yere gidebilmesi için alacağı uçak bileti IATA’nın kontrolundadır. Ve bilet ücretinin takriben % 9’unu IATA’ya vermesi gerekmektedir. Yoksa bir yerden bir yere gidilemez. Uçağın herhangi bir havaalanına inmesi dahi mümkün olamaz. IATA ise her 
ne kadar zahiren uluslar arası bir kuruluş gibi görünse de genellikle bütün kuruluşlarda olduğu gibi, dünyayı kontrol eden GDD (Gizli Dünya Devleti)’nin kontrolündedir ve bu (IATA payı) sonunda GDD’ye gider.
Ve yine bugün bir kimse dünyanın bir yerinden diğer bir yerine para göndermek isterse bu paranın oraya gidebilmesi için önce ABD’de Amerikan Express Bank ve Chase Manhattan Bank veya herhangi bir benzer banka üzerinden gitmesi mecburiyeti vardır. Bu bankalar ise GDD bankalarıdır. Her gönderilen paranın % 1-5’i arasında komisyon alınır. Bu komisyon da sonuda GDD’ye gider. Böylece GDD’ye böyle bir pay ödenmeden bugün dünyanın bir yerinden diğer bir yerine para göndermek bile mümkün değildir. Bir geminin denizden sefere çıkabilmesi için, önce seyrusefere salih olduğunu belgeleyebilmesi lazımdır. Bunun içinde LYOD’dan belge almak mecburiyetindedir. Halbuki LYOD’da GDD’nin kontrolu altında bir kuruluştur. evletler borç para almak istedikleri zaman Dünya Bankası ve IMF’ye başvurmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bunlar ise GDD’nin elindeki büyük paraların devlet garantisi altında faizle geliştirilmesi çin GDD tarafından kurulmuş, dünya ekonomisini kontrol eden kuruluşlardır. Dünyadaki bütün büyük krediler ve müesseseler ve ülkelerin kredi alabilme kabiliyetlerini test eden not veren kuruluşlar da GDD’nin kontrolu altındadır. 

Bu olayları böyle bir bir hatta saatlerce saymak mümkündür. Spordan tiyatroya, sanattan üniversitelere, sanayiden ticarete, hukuktan istihbarat teşkilatlarına kadar pek çok şey, GDD’nin kontrolu altındadır. 
İşte dünya olaylarını kavrayabilmek için önce “Bugünkü Dünya Anatomisini” ni bilmek, bunun için her şeyin önünde gelmektedir.
Bununla birlikte ayrıca dünya bugünkü hale başlangıçtan beri asırlar boyunca hangi değişiklerle nasıl geldi, neden geldi, bütün bunların açık bir şekilde bilinmesinde zaruret vardır. Bunun için meseleye temelinden bir bakış yapmak her şeyden daha mühimdir. 

HAK 

HAK NE DEMEKTİR? BATIL NE DEMEKTİR?

Bir insanın yağmur yağarken yağmur şemsiyesini alıp ta dışarı çıkması doğru bir harekettir. Ama yağmur yağmadığı halde yağmur şemsiyesini açarak dışarı çıkması ise yanlış bir harekettir. Dolayısıyla, Türkçe’mizde kullanılan Doğru ve Yanlış kelimeleri şarta bağlı olarak isabetli olan şey veya olmayan şey 
manasındadır. Halbuki iki kere iki dört eder. Yağmur yağsa da dört eder, güneş açsa da dört eder, bir hafta öncede dört eder, bin yıl önce de dört eder. İşte şarta bağlı olmaksızın mutlak olarak her şart altında doğru olan şeye HAK denir. Bunun tersine olarak bir insan iki kere iki üç dese yağmur yağsa da yanlıştır, güneş açsa da yanlıştır, bir hafta öncede yanlıştır, bin sene öncede yanlıştır. Her şart altında yanlış olan şeye ise BATIL denir. Şimdi bu temel esaslar altında her şart altında doğru olan gerçeklere büyük bir dikkatle bakalım:

BU KAİNAT NİÇİN YARATILDI? 

Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kainat sonsuz bir güzellik, sonsuz bir nizam, o kadar büyük bir kainat ki, içerisinde bir yıldızın ışığı diğer yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Işığın saniyede 300 bin km. yol kat ettiğini düşünecek olursak bu ne büyük azamettir Ya
Rabbi! Cenab-ı Hak insanlara bir esere bakarak bu eserin sahibi hakkında fikir edinebilme kabiliyetini vermiştir. Bir resme baktığımız zaman bu resmi yapan kimsenin çocuk mu?, olgun bir insan mı? sinirli mi? huzurlu mu? Olduğunu anlamak mümkündür. İşte bunun gibi bu kainata baktığımız zaman en ufak
bir yerinde bir aksaklık bulunmayan, bir uyumsuzluk olmayan, şurada da müteahhidin parası yetişmemiş burayı da idare edivermiş sende oraya bakma kardeşim, denmesine ihtiyaç duyulacak en ufak bir kusur bulunmayan bu kainatın yaratıcısı da elbette her türlü kusurdan münezzeh sonsuz Kemal sahibi olan Rabbimiz’dir. Dolayısıyla etrafımıza bakındığımız zaman yaratıcımız olan Rabbimizin Kemal sıfatıyla muttasıf olduğunu idrak etmememiz mümkün değildir. Rabbimiz her türlü eksikten, noksandan münezzehtir. Sonsuz Kemal sahibidir. Bir hadisi kutside Cenab-ı Hak bildirmiştir ki: 
“ Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murad ettim. Beni bilsinler diye mahlukatı yarattım.”

Bir yerde çok kıymetli bir hazine olsa, ama onu kimse bilmese; diğer yerde ise bir hazine olsa kendisini bilecek bir kainatı yaratsa ve bilinse elbette ikinci hal birinciye nazaran daha büyük bir KEMAL ifade eder. Rabbimiz ise sonsuz kemal sahibir. Hadis-i Kutside de bildirildiği gibi; işte bu yüzden bu kainat
yaratılmıştır. Eğer bu kainat yaratılmasaydı Rabbimizin Kemal sıfatında noksanlık olurdu. Yaratılan bu kainatta cemadat var; canlı nebatlar, hayvanlar ve insanlar var. İnsan yaratılanın en mükemmeli, en şereflisidir. (Eşref-i Mahlukat)tır. 

İNSAN NİÇİN YARATILDI? 

İnsanın bütün diğer yaratılanlardan, nebatlardan ve hayvanlardan üstün olmasının temelinde Cenab-ı Hakkın ona verdiği dört önemli meziyet bulunmaktadır. 
Bunlar, insana verilen;
•1. Doğru ile Yanlışı (Bu meziyetten ilimler doğmuştur.)
•2. Güzel ile Çirkini-İyi ile Kötüyü (Bu meziyetten dinler doğmuştur.) 
•3. Faydalı ile Zararlıyı (Bu meziyetten Ekonomi doğmuştur.) 
•4. Adalet ile Zulmü (Bu meziyetten Adalet ve Hukuk doğmuştur.) 
•ayırabilme meziyetleridir. Diğer mahlukatta bu kıymetli meziyetler yoktur. 

Bunun için bir insan bu meziyetleri ne derece süratle ve isabetle kullanabilirse o insana o derece akıllı diyoruz. Bir insan bu 4 temel meziyete ve akıla sahip olunca o insanda iman olur. İnsanı yücelten işte bunlardır: akıl, iman ve 4 temel meziyet. Eğer insan gibi mükemmel bir mahluk yaratılmasaydı bu Rabbimizin sonsuz Kemal sıfatına uygun düşmezdi. Çünkü bu güzellikler yaratılmış ama bunu gören, sezen yok. Bu bir eksiklik olurdu. Ondan 
dolayı, insanın yaratılması Yüce Rabbimizin sonsuz Kemal sıfatının bir gereğidir.

İNSAN BU DÜNYADA NEDEN İMTİHAN EDİLİYOR? 

Rabbimizin Kemal sıfatıyla birlikte bir de Adil sıfatı var. İşte bundan dolayı; yani mahlukatın bir çeşidi olan insanoğlu diğer mahluklardan farklı olarak bu kıymetli meziyetler emanet edilip verilince Adalet gereği insanoğlunun imtihan edilmesi gerekmiştir. Nitekim bir insanın çok kıymetli ve paha biçilmez bir pırlantası olsa bunu uzak bir yerdeki bir kimseye göndermesi gerekse “Ahmet! Kilerde bir taş var al bunu falanca yerde filanca kimseye götür ver” diyemez. Taş paha biçilmez değerde olduğu için, uzun uzun düşünür, araştırır, en uygun kimseyi bulur. Ona uzun uzun tenbihatta bulunur.”Bu taş çok kıymetlidir, paha biçilmez kıymettedir. Bunu gözünden ayırmayacaksın, yatarken karşına koyacaksın, üstündeki ipek örtüyü açmayacaksın...vs.” eğer Ahmet bu tenbihatlara dikkat eder, emaneti gönderilmesi icab eden yere sağlam olarak ulaştırırsa ona aferin 
denir ve bir mükafat verilir. Yok eğer bütün tenbihata rağmen taşı kaybeder veya çaldırırsa o zaman da Ahmet’e çok büyük bir ceza verilmesi zaruri olur. Çünkü adalet böyle gerektirir. İşte onun için bu kıymetli meziyetlerin kendisine verilmesi dolayısıyla insanoğlu “Rabbimiz Adil olduğundan“ imtihan edilmek mecburiyetindedir. Biz dünya hayatına, bu imtihan için geliyoruz. İmtihan oluyor ve gidiyoruz. Cenab-ı Hak bu imtihanda hepimize yüz aklığı ve muvaffakiyet versin İnşallah. Amin. 

İNSAN BU DÜNYADA NASIL İMTİHAN OLUYOR? 

Cenab-ı hak insanoğlunun dünyada, ona verdiği kıymetli meziyetlerden dolayı nasıl imtihan ediyor? “Kim 2m.den daha yüksek atlarsa onu cennetime koyarım” veya “ Kim 100 m.yi 15sn. den daha çabuk koşarsa onu cennetime koyarım.” diye mi imtihan ediyor? Haşa! Böyle bir imtihan çocukca bir imtihan 
olurdu. Eğer imtihan böyle yapılsaydı, hatta hayvanların pek çoğu insanlardan daha başarılı olur cennete girmeye hak kazanırdı. Peki bu imtihan nasıl oluyor? Bu imtihan;Bir insan iyi midir? Kötü müdür? esasına göre yapılmaktadır. Yani bu imtihan en ulvi, en kıymetli, en yüksek bir gaye bakımından yapılmaktadır. 
İyi insan olmak nasıl mümkündür? Bir Hadis-i Şerifte “Hayrun nas men yenfeun nas” buyurulmaktadır. Yani “insanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. 
İyilik kendi kendine olmaz. Başkasına faydası dokunmakla olur. En büyük fayda, en büyük iyilik herkesin, bütün insanların iyiliğini ve isteme ve bu yolda elinden gelen gayretle çalışmaktır. Bundan dolayı, İslam dininin özü: ”Halıkı Tazim, Bütün mahlukata, Allah’ın kulları olduğu için, şefkattir”. Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü!” İslam dininin temeli “iyilik”tir. Sadece insanlara değil, bütün mahlukata şefkat, bu arada çevreye, bütün nebatlara, hayvanlara şefkat İslam dininin temelini oluşturur. Bunun için Kur’an-ı Azimüş-şan “Bismillahirrahirrahmanirrahim” ile başlıyor. Yani Cenab-ı Hakkın Rahman ve Rahim ismi şerifleriyle başlıyor. Rahman demek: herkese, bütün mahlukata şefkati olan, rahmeti olan, esirgeyen, bağışlayan demektir. Cenab-ı Hakkın sonsuz ismi şerifi vardır. Kur’an-ı Azimüş-şanda bunlardan 99 tanesi 
zikredilmiştir. Bunlara “Esma’ül Hüsna” denir. Bu mübarek isimlerin içerisinden başka sıfatların zikredilmeyip de Kur’an-ı Azimüş-şan’a başlarken Rahman ve Rahim isimleriyle, sıfatlarıyla başlaması, İslam dininin temelinin iyilik olduğunu, şefkat olduğunu, merhamet ve rahmet olduğunu göstermektedir.
Esasen İslam kelimesinin manası ise “silm” kökünden gelmektedir. Yani (iyilik, barış, kardeşlik, selamet, huzur) demektir. Ve yine (Hz. Muhammed S.A.V.) “Rahmeten Lilalemin” olarak gönderilmiştir. Yani sadece insanlar, nebatlar ve hayvanlar için değil bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bütün bu temel esaslar İslam dininin temelinin iyilik olduğunu ve yeryüzündeki bütün insanların saadeti için gönderilmiş olduğunu açıkça göstermektedir. 

İNSANLARIN İYİLİĞİ VE SAADETİ NASIL GERÇEKLEŞİR? 

Peki “insanların iyiliği ve saadeti nasıl gerçekleşir?” ki o yolda bütün gücümüzle çalışalım. İnsanlığın saadete erebilmesi için yeryüzünde;Yanlışın değil doğrunun,Çirkinin değil güzelin, Kötülüğün değil iyiliğin, Zararlının değil faydalının, Zulmün değil adaletin, hakim olması gerekir.Cenab-ı Hakk insanlara bunları ayırt edebilme kabiliyetini verdiğine göre insanlar, iyi insan olabilmek 
için yeryüzünde yanlışın değil, doğrunun, kötülüğün değil iyiliğin, zararlının değil faydalının, çirkinin değil güzelin, zulmün değil adaletin hakim olması için bütün güçleriyle çalışmakla sorumludurlar. Peki Hak olan, doğru olan, iyi ve güzel olan, faydalı olan, adil olan nedir? Cenab-ı Hakk insanlara verdiği yukarıda zikredilen 4 meziyet ile insanlar her ne kadar doğruyu, iyiliği, güzeli, faydalıyı, ve adil olanı ayırt edebilirlerse de bunların ideal şekillerini bütün insanlığa saadet
getirecek olan Hak ve adalet ölçülerini, akıllarıyla ortaya koyamazlar. Onun için Cenab-ı Hakk insanları Adil sıfatından dolayı imtihan ederek kendisinin Rahman ve Rahim sıfatlarından dolayı da insanları bu imtihanda muvaffak olabilmeleri için saadet yolunu da ayrıca göstermiştir. İşte peygamberler vasıtasıyla da din yani İslam bunun için gönderilmiştir.

DEĞİŞTİRİLMİŞ TEVRAT'TA ALLAH İNANCI 

"Tanrıya inanmak Yahudiliğin temel başlangıç noktası değildir. Resul Jeremiah bile İsrail'in başkaldırısını, Tanrının ağzından şöyle anlatır: Beni terk ettiler ve kanunlarımı uygulamadılar.'Eski hahamların bu sözü yorumlama şekli ise: İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar". (Salom Gazetesi, 8 Man 1989) 

Yahudi dini, tamamen gelenekler üzerine kurulmuştur: Bir Yahudi için dîn, Allah'ın hoşnutluğu veyakınlığından çok, üstün ırk inancını ve koyu gelenekleri ifade eder. Bütün Yahudi ibadetleri, sembolleri, Yahudi ırkının üstünlüğü ve Yahudi geleneklerinin korunması, mantığına bağlıdır, ibadetlerde yüceltilen Allah değil, Yahudilerin kendileridir. Dolayısıyla Yahudilik, gerçekte, kitabı hahamlar tarafından yazılmış bir İdeolojidir, ideolojisini kibire dayandıran bîr yapının 
ise, Allah'la bağlantı içinde olması mümkün değildir. Türkiye Yahudilerinin yayın organı Şalom Gazetesi konu hakkında şöyle diyor:
"Tanrıya inanmak Yahudiliğin temel başlangıç noktası değildir. Resul Jeremiah bile İsrail'in başkaldırısını, Tanrının ağzından, şöyle anlatır: "Beni terk ettiler ve kanunlarımı uygulamadılar." Eski hahamların bu sözü yorumlama şekli ise: "İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar"
olmuştur.” (Şalom Gazetesi, 8 Mart 1989) 

"İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar", bu ifade Yahudi hahamların Allah'a ne derecede inandıklarını göstermektedir. Hahamların gözünde sapık Yahudi adetleri Allah inancından
daha önemlidir.

Bu yüzden Yahudilerin çoğu, gerçeği görseler dahi asla dinlerinden vazgeçmezler. Yahudilerin bu tutucu tavrı KUR'AN-I Azimüş-Şan'da şöyle anlatılır: 
"Kimi Yahudiler, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar, dillerini eğip bükerek ve dine bir hınç besleyerek: Dinledik ve karşı geldik, derler..... Onlar az bir bölümü dışında inanmazlar. " (Nisa Suresi 46) 
"Onlardan bir bölümü Allah'ın sözünü işitiyor, akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı." (Bakara Suresi 75)
Allah'ın sözlerini bile bile değiştiren, dini öğrenip anladıktan sonra dinledik ve karşı geldik diyen bir yapının, Allah'a inanıyor olması da mümkün değildir. 

Yahudilik, Allah İnancı üzerine kurulmadığı gibi, tam tersine, Yahudileri ilahlaştırmıştır: "Ben dedim: Siz İlahlarsınız ve hepiniz yüce olanın oğullarısınız... Kalk ey Allah! Yeryüzüne hükmet!" (Mezmurlar Bölümü, 82/6-8) 

Yahudilerin üstün ırk öğretileri, Allah'ı dahi kendileri karşısında boyun eğebilecek bir varlık olarak düşünmelerine neden olmuştur : 
"Ve dedi; Artık sana Yakub değil, İsrail denilecek; çünkü Allah ile uğraşıp yendin." (Tekvin Boluma, 32/28) 
İnsanlara yenilen bir varlık, tabii ki Allah olamaz; Bu Yahudi hahamların kendi ateizmlerini Tevrat'a sokmak İçin uydurdukları bir kıssadır. Yahudiler kendilerini İlahlaştırırken, Allah'a insani vasıflar vermişlerdir. "Ve günün serinliğinde bahçede gezmekte olan, Rab Allah'ın sesini işittiler." (Tekvin, 3/8) 
"O zaman Rab, uyanan adam gibi, şaraptan bağıran yiğit gibi uyandı." (Mezmurlar Bölümü 78/65) 
"Ve Rab, yeryüzünde adama yaptığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu." (Tekvin Bölümü, 6/6)
Bu Tevrat ayetlerinde görünen gerçek, Yahudilerin kendilerini hem milletlerden, hatta Allah'tan bile üstün gördükleridir. 
Yahudilere insanüstü vasıflar veren hahamlar, Allah'a insani acizlikler atfetmişlerdir. Sonuçta "İsrail" kelimesini, Allah ile uğraşıp yenen manasına getirmişlerdir. Bu da Yahudilerin yaşadıkları dinin, Allah inancına değil, yalnızca Yahudilerin üstünlüğü melankolisine ve koyu geleneklere dayandığını göstermektedir. Yahudi dininin ilginç bir özelliği de ahiret inancına yer vermeyişidir. 900 sayfalık Tevrat'ın hiç bir yerinde cennet veya cehennemden bahsedilemez. Tamamen dünya hayatına yönelik olan Tevrat'ın bu hale gelmesi de, kuşkusuz Hahamların eseridir. Kuran'ın üçte birine yakın bölümünde ahiret hayatının anlatılması, gerçek dinde bu konunun ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Şüphesiz, aslında orijinal Tevrat da bu konuyu ayrıntılarıyla anlatmış olmalıdır. Fakat, ahiret ve dolayısıyla öldükten sonra hesap verileceği gerçeği hahamların pek hoşuna gitmemiştir. Bu da, bu bölümleri Tevrat'tan çıkarmalarına neden olmuştur. Yahudilerin Tevrat'tan ahiret inancını çıkarmaları, dünya hayatına olan bağlılıklarından kaynaklanmaktadır. Kur' an da bu konu şöyle anlatılıyor:
"Andolsun, sen onları (Yahudileri) insanlardan (hatta) müşrik olanlardan ziyade hayata düşkün bulacaksın. Onlardan her biri arzu eder ki (Kendisine) bin yıl ömür verilsin. Halbuki onun çok yaşatılması kendisini azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah, onlar ne işlerlerse, hakkıyla görücüdür." (Bakara suresi , Ayet; 96)





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Duyurularımız
 

DUYURU PANOMUZ


YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!




ferdicoker

Reklam
 
saat
 



Bismillahirrahmanirrahim.com

Hava Durumu
 
Bismillahirrahmanirrahim
 
online
 
 
bugün 2 ziyaretçi (48 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=