Bismillahirrahmanirrahim
   
 
  Zikir'in esrarı

BİR ZİKİR SENFONİSİ: KAİNAT


“Yedi gök, yerküre ve bunun içindekiler Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.”— Kur’an, 17/44.

Ayet-i kerimede belirtilmiş olduğu gibi, tüm varlıklar her an Allah’ı tesbih etmekte, yani zikretmektedirler. Bu zikir, insanlar tarafından görülüp algılanamamaktadır. Bununla birlikte, onu en azından anlamak yönünde bir adım atamaz mıyız?

İşe kalbimizden başlayalım. Kalbimiz, tıpta “sistol” ve “diastol” adı verilen bir ritm içinde çarpmaktadır. Ve biz farkında olsak da olmasak da, dakikada ortalama 80 defa “Allah Allah..” demektedir.

Nefes alıp verişimiz de böyledir. Ciğerlerimiz her nefeste “Al..” diye dolmakta, “..lah” diye boşalmaktadır.

Hayatımız, kalbimizin ve ciğerlerimizin bu zikrine bağlıdır. Onlar olmazsa hayatımız da olmaz.

Buradan giderek, doğadaki bütün ritmik hareketleri bir zikir olarak görmek mümkündür. Tabiattaki bütün varlıklar, devamlı tekrarlanan hareketler içindedir ve bu hareketler, her tekrarlanışta bir zikir oluşturmaktadır. Her ritmik hareket, bir zikirdir.

Dünya, kendi etrafında 24 saatte bir kere dönmekte ve böylece bir gün oluşmaktadır. Bu günün bir kısmı gündüz, bir kısmı gecedir. Dünyanın “Allah” zikri uzun süren bir zikirdir.

Dünyamız, güneş etrafında yılda bir kere dönmektedir. Bu sayede mevsimler oluşmaktadır. Şu halde dünyanın ikinci zikri, daha da uzun süren, bir yıl süren bir zikirdir. Bu hareketiyle dünyamız, yılda bir defa “Allah” zikrini tekrarlamaktadır.

Güneş etrafında dönen diğer gezegenlerin de kendilerine göre değişik süreler alan “gün”leri ve “yıl”ları vardır. Bunlar, her tekrarda bir zikir oluşturmaktadırlar.

Havada uçan bir kuş, her kanat çırpışta bir zikir yapmakta, bu zikir üzerinde kanatlanıp uçmaktadır. Âdeta “zikirden kanatlar” takınmıştır.

Tabiatta uzun süreli zikirler olduğu gibi, çok kısa süreli zikirler de vardır. Bunları incelemeye, ses dalgalarından başlayalım.

Havadaki moleküllerin titreşmesi, yani sürekli olarak gidip gelme hareketi yapmalarıyla ses dalgaları oluşur. Bunlar saniyede 32 ila 16 bin titreşim yaptıklarında, insanlar için duyulur bir hal alırlar. Demek ki her titreşim, bir zikirdir. Her dalganın tekrarlanan çıkışı ve inişi, “Allah” isminin bir kere zikredilmesinden başka bir şey değildir.

Buradan elektromanyetik dalgalara geçiyoruz. Saniyede bir titreşime Hertz (Hz) adı verilmiştir. Radyo ve televizyonlarımıza kadar gelip orada ses ve görüntüye dönüşen dalgalar binlerce, milyonlarca, hatta milyarlarca Hertz mertebesindedir (kilo-mega ve gigahertz).

Gözümüze gelip dış dünyayı görmemizi sağlayan ışık ışınları (fotonlar) ise, çok daha yüksek frekanslara ve çok daha kısa dalga boylarına sahiptirler. Evet, fotonlar, saniyede trilyonlarca defa zikretmektedirler.

Evimizden çıktık, arabamıza bindik. Kontak anahtarını çeviriyoruz. Arabamızın motoru, dönmeye başlıyor ve her devirde bir kere “Allah” diyerek, tekerleri çeviriyor. Tekerler, her tam dönüşte bir kere, “Allah” lafza-i celâlini tekrarlıyorlar. Arabamızın tekerlekleri bunu yapmasalar, şuradan şuraya gidemezdik.

Bize hayat ve canlılık veren güneşe dönelim. Güneş yüzeyinde 11 yıl arayla lekeler belirir. Güneşin bu zikri, 11 yıllık bir sıklıkla tekrarlanır.

Her tekrarı bir zikir olarak düşüneceksek, hareketle sınırlı kalmak zorunda mıyız? Madde, enerjinin, yani hareketin donmuş şeklidir. En azından Einstein, böyle diyor. Kendimizi küçültelim, küçültelim; maddenin temel zerreleri olan atomlar âleminde dolaşmaya başlayalım. Bir madde parçasına girdik, karşımıza kocaman bir dünya gibi bir atom

(ya da molekül) çıktı. Onun yanından geçiyoruz.

Sonra aynısından bir tane daha, sonra bir tane daha... Bir tesbihin taneleri gibi yanyana dizilmiş sayısız atom.

Milyonlarca, milyarlarca defa bu olay tekrarlandığı vakit, maddeyi de zikrin donmuş şekli olarak düşünmeye başlarsak yanılmış olur muyuz?

Maddeyi “zikrin donmuş hali” gibi değerlendirmek, bize sürekli tekrarlanan desenleri ve simetriyi bir zikir olarak düşünme kapılarını açar. Bunun en basit örneği kristallerdir. Bir kristal, son derece simetrik bir düzen içinde ve belirli geometrik şekiller çerçevesinde, basit ya da karmaşık bir molekülün sürekli tekrarından oluşur. Burada mümkün olan diğer bir nokta, Esma-ül Hüsna’yı (Allah’ın Güzel İsimlerini) ve bütün diğer Esma’yı bu çerçeve içine

alabilmektir. Örneğin bir molekül, Allah’ın Rahman, Rahim... gibi isimlerini, tek tek ya da bunların bir bileşkesi olarak temsil edebilir. Böylece her farklı kristal, Allah’ın isimlerinin farklı bir zikri gibi düşünülebilir. İslâm sanatındaki geometrik desenler de, gene farklı isimlerden oluşan “durgun bir zikir” olarak görülebilir.

Çağdaş bilim, bize hayatın temel taşının DNA molekülü olduğunu göstermiştir. Bu molekül, “ikili sarmal” şeklindedir. Yani, helezon şeklinde iki molekül zinciri, birbiriyle irtibatlanarak daha büyük DNA molekülünü oluşturur. Burada da helezon yapısı, sürekli tekrarlanarak bir “zikir zinciri” oluşturmaktadır. O halde bütün canlılar, canlılıklarını, sürekli tekrarlanan bu zikirden almaktadırlar.

Buraya çok azını almış olduğumuz bu örnekler, sonsuz derecede çoğaltılabilir. Ve böylelikle, görürüz ki, kâinatın tamamı, “Allah” zikrinin sonsuz çeşitte, sonsuz tekrarından oluşan bir “zikir senfonisi”nden ibarettir. Her varlık kendi yaratılış özelliklerine uygun bir şekilde, kendi zaman birimine göre zikretmektedir. Ve bu biteviye tekrarlar, evren dediğimiz varoluşun dokusunu örmektedir.

Bunların içinde zikrin en efdali, en üstünü insana verilmiştir. İnsan imanıyla, ilmiyle, tıbbı ile, tekniği ile, bütün varlığı ile Allah’a bağlıdır. O halde bilinçli olarak zikretmek, kainat senfonisine insanın faal katılımını sağlayacaktır.

İnsan dışındaki tüm varlıkların, hatta insanın kendi bedeninin zikirleri, irade dışıdır; Allah tarafından tüm evrene programlanmış olarak sürüp gitmektedir. İnsanın kendi bilinciyle, iradesiyle zikretmesi ise, kâinatın sayısız zikirlerine aktif olarak katkıda bulunması demektir. İnsan, yaptığı zikirlerin yoğunluğuna, derinliğine ve mükemmelliğine göre, kâinatın yaptığı zikirlerin başka bir seviyesine eşlik etmiş olur. İnsanın zikri, müzik aletleri ile çalınan bir parçaya bir şarkıcının eşlik etmesi gibi, kâinatın zikir senfonisinin tamamlayıcı unsurudur. Önem önceliği ise, insanın zikrindedir; çünkü assolistin söylediği şarkıya, müzik aletleri tamamlayıcı derinliği kazandırırlar.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Duyurularımız
 

DUYURU PANOMUZ


YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!




ferdicoker

Reklam
 
saat
 



Bismillahirrahmanirrahim.com

Hava Durumu
 
Bismillahirrahmanirrahim
 
online
 
 
bugün 12 ziyaretçi (18 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=