Bismillahirrahmanirrahim
   
 
  Koku ve Sihir

KOKU SİHİRLERİ

                             KOKUNUN SIRLARINDAN BİR BÖLÜM

 

Kokunun insan kimyasında çok önemli bir yeri vardır. Birçok algılamayı insan bilinçaltında kokuyla algılar. Görüntü ve sesten daha fazla insan zihnine, kimyasına etkisi vardır.

Örneğin âmâ ve sağırlar, koku melekelerinin hislerine kattığı takviyeyle birçok nesneyi algılar. Yakup (as)’ı düşünün: Oğlu Yusuf Peygamber için, kendisi âmâ olmasına rağmen şöyle der: “Yusuf’umun kokusu geliyor.”

 

Yakup (as)’ın bu cümlesi, bir beldeden diğer bir beldeye koku naklinin gerçekleşeceğine işaret eder. Bu konuyla alakalı çalışmalarda sona gelinmiştir.

 

FARKLI YÖNDEN İNSANLARIN KOKU İLE

ALGILADIKLARI DÜNYA

Her beldenin, her yapının kendine has bir kokusu vardır. Bu kokular; mesela o beldeye has kokuyu, içinde barındırdığı unsurlarla kazandırmıştır. Örneğin gül tarımı yapan bir kasaba, o kasabaya farklı bir koku; hayvancılıkla uğraşan bir belde, o beldeye daha farklı bir koku sindirmiştir. Sanayi beldeleri, fabrika bacalarında sızan kokuların o beldeye sindirdiği kokularla ayırt edilir. Örnekler çoğaltılabilir. İnsanların

çoğu, doğup büyüdüğü beldede bunu bilinçaltında yaşar; fakat farkına varmaz.

 

MAZİYE GÖTÜREN KOKULAR

Kokuların, zaman mefhumunu ortadan kaldırarak, bir anlık da olsa insanı maziye götürmesinin sırrı, yukarıdaki meselede saklıdır.

Örnek:

Yüksek mimar olan biri, bir inşaat projesi için bir beldeye gider. Gittiği yer kırsal bir bölgedir. Yüksek mimar, Avrupa’da modern bir şehirde hayat sürmektedir. Eğitiminden sonra Türkiye’den ayrılarak Paris’te yaşamaya başlar. Gittiği kırsal alan da Avrupa’da bir yer. 60 yaşlarında olan mimar bir an durur ve yere çöker. Gözleri

dolar. Derin derin nefes alarak ağlar. Arkadaşları bu duruma bir anlam veremez, dayanamayıp sorarlar ve mimardan şu cevabı alırlar:

- Mis gibi tezek kokuyor. Anadolu’da bir köyde doğdum ben. Çocukluğum bu kokunun içinde geçti. O güzel günlere döndüm. Bu koku beni mazime götürdü.

Yanındaki eleman ise o anda şöyle mırıldanıyordur:

- Oysa leş gibi pislik kokuyor.

Bu konu hakkında ufak bir analiz yapalım: Hepimiz buna benzer anılar yaşamışızdır. Bir koku, bize bir anımızı hatırlatmıştır. Bu örnekte mimar’ın çocukluğuna dönmesini sağlayan anısı, bilinçaltına tezek kokusuyla kodlanmıştır. Dünyanın neresinde bu kokuyu duysa, bu kod onu anısına götürecek; ağlayacak kadar duygularını coşturacak, hislerini faaliyete geçirecek ve gözlerinin önüne mazisinin resmini çizecektir. Dolayısıyla, kokunun insanın ruh hâline direkt etkisi ve insanın kimya mekanizmasını faaliyete geçirmesinde de ne kadar önemli bir unsur olduğu görülmüş olur.

 

Tüm nesneler, kokularını çeşitli şekilde algılama yeteneği verir insana… Mesela geniş bir şehrin tüm kokusu o şehirdeki insanlara bir his verdiği gibi, o şehrin küçük bir sokağının, o sokağa kazandırdığı ayrı bir koku da o sokakta oturanlar için farklı hisler, farklı algılamalar verir.

Örneğin:

Bir çocuğun yaşadığı sokağın başında bir helva fabrikası var. O sokak bu kokuyla hasbihal içinde… O sokakta büyüyen çocuk, ileride ne zaman bir helva yese ya da helva kokusunu alsa, o koku onu bu sokağa getirecektir. Yani tüm anı o kokuya sığmıştır.

Yapılara da sinmiş kokular böyledir.

Örneğin:

Eski, tarihî bir cami. Etrafındaki eski yapıların, evlerin, ağaçların, yosunlaşmış taşların üzerine sinmiş kokusu, o caminin müdaviminin beyninde ayrı bir algılama kodu taşır. Düşün: Gün gelir caminin duvarı boyanır. Eski evler yıkılır. Çevre mimarisi modern yapıya bırakır kendini. Ağaçlar vs… kesilir. Artık ilk önceki fotoğraf ve olgular,caminin müdavimi için bir anıdır. Yapılar ve değişiklik kokuyu da değiştirmektedir.

Beş sene sonra bu adam eski bir kasabaya gidiyor. Eski yapıların olduğu bir yer. Orada cami yok; ama oradaki eski yapıların ve unsurların kokuları, eskiden müdavimi olduğu camiyi hatırlatıyor adama. O kokular adama şunu söyletiyor:

- Sanki ben daha önce buraya gelmiş gibiyim.

 

İşin sırrı şu: Kokuların insan ruhuna bir alfabesi var.

Çıkan sonuç:

* Yapıların görselliği, şekli, şemaili tek başına insan için pek bir şey ifade etmiyor.

* Orada bulunan tüm unsurların birleşmesi bir anlam kazanıyor ki, tüm bu unsurlar da bir kokuda kodlanıyor.

* Bir koku, tüm bu unsurların resmini gözlerinizin önüne çiziyor. Anılarınızı, o beldeyi, o yapıyı vs… canlandırıyor. Anıyı size yaşatıyor.

* Düşünün; sinemada üç boyutlu gözlük verilerek filmin içinde olma hissi veriliyor. Ya bir de filmin içindeki unsurların; örneğin ağaçların kokuları, filmi izleyene algılatılsa?

* Anıların kokuyla ilişkisi, seslerden daha kuvvetlidir.

* Bir koku, 60 yaşındaki adamı 10 yaşına götürüyor. 50 senelik zaman ortadan -bir anda- kalkıyor. Tefekkür edilirse “zamanı kimyayla

aşmak” (koku) meselesi gündeme geliyor.

Eski Mısır’da koku çok önemli bir büyü aracıydı. Firavunlarda sırrı çözülemeyen kokular bulunurdu. O dönemin kimyacılarının yaptığı kokular insanları etkilemek için kullanılırdı. Bugünkü bayıltıcı gazların bir versiyonu, o gün koku bazlı kullanılıyordu.

Eski Mısır’da kokular notalandırılmıştı. Notalandırılan ana kokulardan karışım kokular elde ediliyordu. Dönemin sihirbazları ölmüş insan bedeninden de kokular elde ediyorlardı.

 

ESRAR BİLGİSİNDEN:

 

Âdem (as) cennetten indirildiğinde, indirildiği cennetin üzerine sinmiş kokusuyla yeryüzüne ayak basmıştı. Bu koku, yeryüzünde bu kokuyu alanları mest etmişti. Hâlâ o kokunun özünü insanoğlu aramakta… Bir rivayete göre Âdem (as), yeryüzündeyken Allah’a bir kurban kesmek ister (O’nun rızası için). Hayvanlara teklif yapar. Sadece geyik (ya da ceylan) gelir bu teklife. Âdem (as) hayvanın sırtını sıvazlar ve hayvanın sırt bölgesinde mest edici bir koku oluşur.

 

Bilindiği gibi “misk” geyiğin organından elde edilir. Kur’an’da da birçok ayette, cennette misk kokusu olduğu buyrulur. Cennette Âdem (as)’ın üzerine sinen kokunun, bu yolla hayvancığa da yansıması muhtemeldir.Burada şöyle bir soru sorulabilir: “İblis de Âdem (as)’ın bulunduğuyerden yeryüzüne indirildi. Onun da üzerine koku sinmiş midir?”

Hayır; çünkü İblis özü itibariyle ateşten yaratılmıştır. Dolayısıyla kokuları yakar. Bu yüzden cinciler efsunlarında kötü kokular yakarlar.Zira İblis güzel kokudan nefret eder. Cinler kötü kokulara bayılır.

 

* Düşünün; oruçlu iken ya da çok açken uzaktan gelen güzel biryemek kokusu nefsimizinasıl çeker… Nefsin bir şeytanî bölümü, birde melekûtî bölümü vardır. Güzel bir gül kokusunu ruhunu gıdalandırmakiçin koklar. Yemek kokusunu da nefsini gıdalandırmak için…Nefsin bir de insanî bir boyutu vardır. Ya onun gıdası?

 

 

 

 

Kokuyla zihin ve davranışları yönetiyorlar

 

Parfümlerden, deterjanlara, kıyafetlerden, gündelik eşyalara kadar her alanımızı saran kokularla bilinç altımızı ve zihnimizi yönetiyorlar. Cinselliğin artışına da neden olan kokularla aynı zamanda farklı hastalıklara da davetiye çıkarılıyor.

Vücudumuza sürdüğümüz, kıyafetlerimizi yıkadığımız kendileri ile temizlendiğimizi düşündüğümüz ürünlerin içinde bulunan kokulu kimyasalların zararı olmadığından ne kadar eminiz? Son yıllarda yapılan araştırmalarla sentetik kokuların insan sağlığına verdiği zararlar tespit edilmeye başlandı. Ne var ki kozmetik sektörünün ve kokuların kimyasal bileşenleri ile ilgili dünyanın hemen hemen hiçbir yerinde yasal bir düzenleme mevcut değil. Resmi organların bu konudaki duyarsızlığının yanında Avrupa ve Amerika'da kokuların kontrolsüz kullanımına karşı birçok sivil çalışma yürütülmekte.

 

Sade Hayat Derneği olarak dünyada yankı uyandırmasına rağmen ülkemizde yeteri kadar tanınmayan, insan sağlığını ve neslini bu kadar tehlikeye atan ve 2007 yılında American Contact Dermatitis Topluluğu tarafından "en alerjen etken" ödülüne layık görülen kokular hakkında ufak çaplı bir makale taraması yaptık sizler için.(1)

 

Kokunun tarihçesi

 

Kokunun tarihi insanoğlunun yaratılışı kadar eskiye dayanır. Kokunun sağlık ve kozmetik alanlarda kullanılmaya başlanması da yine oldukça uzun bir geçmişe sahip. Antropologlar ilk insanın kokuyu ağaç zamk ve reçinelerini yakarak elde ettiğini belirtiyorlar.

 

İnsan duyguları, ruhu ve hatta kimyası üzerine etkileri anlaşıldıkça koku bir tedavi metodu olarak tıbbi amaçlarla kullanılmaya başlandı. Örneğin Mısır'da kullanılan "kyphi" hipnoz edici, uyku getirici, kaygı giderici ve astımı tedavi edici olarak kullanılmaktaydı. Bu özelliklerinden ötürü kokular aynı zamanda dini ayinlerin de önemli bir parçasıydı.

 

1. yüzyılda Romalıların koku veren maddeler ve bitkilerin ticaretine başlamaları ile koku bugünkü merkezi olan Fransa'ya kadar ulaştı. İlk defa 1867'de Paris'te uluslar arası sergide kokular tıbbi amaç dışında halka sunuldu. Böylece bağımsız bir "kozmetik" sektörü oluştu. Yine Fransa'da, 1868'de, ilk "sentetik" kokular üretilmeye başlandı. Böylece kokunun tıbbi ve dini amaçlar dışında kullanıldığı yeni bir sayfa açılmış oluyordu.

 

Bugünkü kokular ve İçerikleri

 

Kozmetik sektörünün dünya üzerinde yaygınlaşması oldukça hızlı oldu. Ayrıca kullanım alanları da genişledi. Parfüm ve vücut bakım ürünlerinin yanı sıra kokular deterjanlarda, oyuncaklarda ve hatta son teknolojiyle kumaşlarda dahi kullanılmaya başlandı. Kullanım alanı yaygınlaştıkça sentetik kokuların üretimi üzerine duyulan merak da arttı. Sentetik kokuların içeriği neydi, hangi kimyasallar kullanılmaktaydı, sağlık için tehlikeleri var mıydı, sentetik koku nasıl elde edilmekteydi?

 

Bugün yapılan araştırmalar durumun hiç de iç açıcı olmadığını kanıtlamış durumda. Birçoğumuz hala bugünkü kokuların yüzyıllar önce çiçeklerden veya misk geyiğinden elde edilen doğal kokular kadar masum olduğunu düşünsek de gerçek bundan çok farklı. Bugün çiçek, bitki ve misk kokuları nanoteknolojik yöntemlerle elde edilmektedir(2). Nanoteknoloji ise başlı başına incelenmesi ve üzerinde konuşulması gereken ayrı bir konudur(17). Doğal kokular kısa sürede etkisini kaybederken bugünkü kokular etkilerini aylarca sürdürmekteler. Parfüm ve kokulu ürünlerin içinde bulunan birçok kimyasalın sigara dumanında bulunan kimyasallar ile aynı olduğunu, parfümlerin %95 oranında ham petrolden üretildiğini, üretiminde sentetik cinsel hormonlar (feromonlar) kullanıldığını artık biliyoruz. Avrupa'da yeşil çevreler şu anda sigara içilmeyen alanlar olduğu gibi kokuların zararlarına pasif olarak maruz kalmayı engellemek için parfümsüz alan oluşturma (fragrance free rooms) çalışmaları düzenliyor. Duyarlı gruplar okullarda, iş yerlerinde ve kapalı alanlarda parfüm ve kokulu ürün kullanımının yasaklanmasını talep ediyorlar.

 

Greenpeace'in 2005'te yaptığı bir araştırmaya göre parfümler içinde zehirli kimyasallar bulundu: "Ftalat esterler ve sentetik misk" bunlardan bazıları(3). Her ne kadar bu kimyasallar koklandığı anda zehir etkisi yapmıyor olsa da etkileri kronik bir şekilde, yavaş yavaş vücudumuza zarar veriyor. Cilde sürülen parfüm, losyon gibi kokulu ürünler deri tarafından otuz dakika içinde tamamen emilerek doku ve organlara ulaşabiliyor, anne sütüne karışıyor ve bu sebepten bugün birçok bebek anne sütünden mahrum kalıyor. Kıyafet veya kumaş üzerine sıkılan parfümlerde veya kullanılan kokulu deterjanlarda durum daha tehlikeli. Çünkü koku içinde bulunan kimyasalları kumaştan çıkarmak neredeyse imkânsız.

 

Bir başka araştırma ise Washington Üniversitesi tarafından kullanımı yaygın 25 kokulu ürün üzerine yapıldı. Araştırmada her bir ürünün çevreye en az 17 çeşit zehirli kimyasal yaydığı bulundu. İncelenen ürünler içerisinde parfümler(alkolsüz esanslar da dahil), oda spreyleri, araç kokuları, deterjanlar, yumuşatıcılar, losyonlar, vücut bakım ürünleri ve şampuanlar mevcuttu. Kokuların içinde bulunan bu kimyasallardan kimisi göğüs ve prostat kanseri riskini artırırken (sentetik östrojen ve androjen gibi), kimisi sperm kalitesini düşürüyor ve kısırlığa sebep oluyor (ftalatlar gibi)(4). Patolojik bulgular kokulu ürün kullanan herkesin idrar tahlilinde bu kimyasalların var olduğunu gösteriyor. Daha korkuncu ise dünyaya yeni gelen her 10 bebekten 7'sinin idrar tahlillerinde de aynı kimyasallara rastlanıyor olması(5). Kokular anne karnındaki bebeğin cinsel gelişimini önemli ölçüde tehlikeye attığı gibi özellikle de erkek çocuklarda kadınsı davranışların görülmesine sebep oluyor(6).

 

Koku içinde bulunan kimyasalların zararları anlaşılmasıyla birlikte "organik" veya "doğal" kozmetik ürünler piyasaya sürülmeye başlandı. Ancak "organik" tanımının mevcut sektördeki standardı sandığımızdan çok farklı. Organik olduğunu iddia eden ürünlerle sıradan parfümlü ürünler içindeki kimyasallar araştırıldığında neredeyse hiçbir farklılık gözlenmemektedir. İçinde %1 oranında doğal yollarla elde edilmiş çiçek özü eklemeniz durumunda bir parfüme veya kokulu ürüne organik demeniz mümkün. Bu da içeriğindeki kimyasallardan göreceğiniz zararları asla azaltmıyor.

 

Kokuyu Algılama: Burun ve Beyin

 

Kokuların vücuda girişi deri ve solunum yolu ile olmaktadır. Kokular deri yolu ile bütün vücut tarafından tamamen emilebilir ve kolayca hücrelere ulaşabilirler. Kokusu olan her şey öncelikle burun vasıtasıyla hiçbir engel ve süzgeç ile karşılaşmadan direk olarak beyine; koku alma soğancıklarına iletilir. Her bir sentetik koku molekülü ve kimyasalları beyinde yapboz parçalarının tamamlanması gibi özel alıcı hücrelere yerleşir. Soğancıklar limbik sisteme bağlıdır. Limbik sistem kalp atışlarını, kan basıncını, nefes alıp vermeyi, hafızayı, stres düzeyini, hormon dengesini kontrol eden beynin hayati bölümlerini içine alan bir sistemdir. Koku duyusu hiçbir yardımcı iletim mekanizmasına ihtiyaç duymadan ve beyin tarafından kontrol edilmeden direk olarak görevli sisteme ulaşan tek duyu organıdır. Diğer duyular ise uyarıları öncelikle beynin dağıtım merkezi olan thalamusa iletilir, kontrolden geçer ve daha sonra beyinin o duyudan sorumlu olan bölgelerine ulaştırılır.

 

Limbik sistemin yanı sıra kokular amgdalayı (duygusal hafıza), hipofiz bezini (psikolojik ve fizyolojik hormonları ürettiren merkez), hipotalamusu (cinsellik, tiroid ve büyüme gibi hormonları dengeleyen bölge) uyarır(2,7).

 

Kokuların Yol Açtığı Hastalıklar

 

Doğal kokuların insan duygu durumunu pozitif yönde etkilediği konusunda birçok araştırma mevcuttur. Rahatlatan kokular, hafızayı güçlendirenler, ağrı dindirenler, mutluluk verenler... Ancak sentetik kokuların beyine verdiği ya da verebileceği zararlar hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Pozitif de olsa etkileri bu kadar kuvvetli olan kokuların hiçbir negatif etkisinin olmayacağını veya kötüye kullanılamayacağını düşünmek ne kadar mantıklı olurdu?

 

Parfümler merkezi sinir sistemini; baş ağrısı, baş dönmesi, zihin bulanıklığı, hafıza kaybı gibi nörolojik rahatsızlıkları; unutkanlığı; kaygı, depresyon, panik atak, dikkat dağınıklığı ve duygu durum bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıkları tetikleyen nörotoksik kimyasallar içerir(8).

 

Aynı zamanda alerjiler, astım, sinüzit gibi solunum yolları ile ilgili rahatsızlıklara; spermde DNA bozulmalarına(9), kısırlık, doğum hasarları(10) ve düşüklere, prostat (11) ve göğüs kanserine(12); hiper veya hipotiroid, anormal cinsel gelişimler(13) gibi hormonal bozukluklara; böbrek, kalp, karaciğer, akciğer ve bağışıklık sistemi hasarlarına sebep olmaktadır(8).

 

Kokular ve Zihin/Davranış Kontrolü

 

Doğal kokular vücut dengesini ve sistemlerinin izin verdiği ölçüde insan beden ve ruhuna etkide bulunabilirken, sentetik kokuların güçlü etkisi iç dengeyi yok sayarak, düşman askerler gibi mekanizmamızı işgal eder.

 

Kokuların nörolojik etkilerinin oldukça farkında olan otoriteler toplumsal davranışları şekillendirmek için özel kokular üretirler. Bunların en masum ve bilinenleri iş ortamında kullanılan kokularla iş performansını yükseltmek, süpermarket ve alışveriş merkezlerinde satışları arttırmak, stresli ortamlarda insanları rahatlatmak veya cinsel isteği arttırmak amacı ile kullanılan kokulardır. Her ne kadar toplumun davranışını onların rızası olmadan, müspet yönde bile olsa değiştirmek, manipüle etmek etik dışı bir durum olsa bile günümüzde bu metot sıklıkla kullanılmaktadır(2,18).

 

"Koku" filminde seri katil Grenouille'ün idam sahnesi gerçekten manidardır. Grenouille idam edilmeden önce son arzusu olarak elindeki şişenin kapağını açmak istediğini söyler. Şişede öldürdüğü kadınların vücudundan elde ettiği bir parfüm karışımı bulunmaktadır. Şişenin kapağı açıldığında meydanda bulunan ve biraz önce katilin öldürülmesini büyük bir keyifle izleyecek olan kalabalık halk kokuyu aldığında büyülenmiş gibi Greneoille'ye "sevgilim" diye seslenmeye başlar. Adeta toplu hipnoz etkisi oluşturan bu koku ile halk seri katili şimdi bir "Tanrı" gibi görmektedir. Kokunun günümüzde davranış manipülasyonunda nasıl kullanıldığını yukarıda anlattıktan sonra filmde yaşananlar çok da hayal ürünü gelmiyor insana.

 

Televizyonlarda, görsel basında veya bilboardlarda cazibeyi arttıran, insanı daha mutlu ve enerjik kılan veya daha iyi bir ebeveyn olmanızı sağlayan parfümlerin reklamlarını görmek mümkün. Aslına bakarsanız ilk görüşte bize masal gibi gelen reklamlardaki bu hikâyelerin aslı var. Günümüzde kokular ile insan davranış ve zihnine müdahale edilmeye, onu neredeyse baştan "yaratmaya" çalışılıyor. Bunu çok iyi bilen bilim adamı James V. Kohl insan feromonları üzerine yaptığı araştırmada kokulara karşı ne kadar kuvvetli tepkiler verileceğini ürettiği parfümlerle de kanıtlamış oldu(14). Bugün birçok büyük parfüm şirketi feromonlar kullanarak kadın ve erkeklere karşı cinsi etkileme ve istedikleri kişiye sahip olma vaatleri veriyor. Sadece koku yoluyla böyle etkilerin yaşanabilecek olması, düşünüldüğü zaman insanı gerçekten endişelendiriyor.

 

Bunlar kokuların bugün bildiğimiz, dışarıdan bakıldığında gerçekten olumlu görünen davranış ve zihin kontrolü yollarından bazıları. Peki ya bilmediklerimiz? Bilim dünyası geçmişte yaptığı hataları açık bir dille eleştirir. Bugün kokular üzerinden yapılanların ne boyutta olduğunu tam anlamıyla öğrendiğimiz zaman iş işten çoktan geçmiş olacak.

 

 

 

Referanslar:

 

 

1. American Contact Dermatitis Society. 2010. ACDS Allergens of the Year.

 

 

 

 

2. Dr. Aidin Salih- Gerçek Tıp(Aromalar s19-27,Zihin Kontrolü s474)

 

 

 

 

3. http://www.profumo.it/perfume/aromatherapy/toxic_perfumes.htm

 

 

 

 

4. http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=5307&pid=13

 

 

 

 

5. Environmental Working Group (EWG). 2009. Pollution in Minority

 

 

 

 

Newborns. Available: http://www.ewg.org/minoritycordblood

 

 

 

 

6. http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=5525&pid=13

 

 

 

 

7. http://younglivingcircle.com/Olfactory.php

 

 

 

 

8. http://stason.org/articles/wellbeing/health/environment/Fragrance-A-Growing-Health-and-Environmental-Hazard-Part-1.html

 

 

 

 

9. Duty SM, Singh NP, Silva MJ, Barr DB, Brock JW, Ryan L, et al. 2003.

 

 

 

 

The Relationship between Environmental Exposures to Phthalates and

 

 

 

 

DNA Damage in Human Sperm Using the Neutral Comet Assay. Environ

 

 

 

 

Health Perspect 111(9): 1164-9.

 

 

 

 

10. Swan SH, Main KM, Liu F, Stewart SL, Kruse RL, Calafat AM, et al. 2005.

 

 

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

Duyurularımız
 

DUYURU PANOMUZ


YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ!




ferdicoker

Reklam
 
saat
 



Bismillahirrahmanirrahim.com

Hava Durumu
 
Bismillahirrahmanirrahim
 
online
 
 
bugün 2 ziyaretçi (53 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=